
Çocuklarda kaygı, yeni durumlar, ayrılıklar, belirsizlikler veya hata yapma ihtimali karşısında ortaya çıkabilen doğal bir duygusal tepkidir. Ancak kaygının çocuğun günlük yaşamını, okul hayatını, sosyal ilişkilerini veya davranışlarını belirgin biçimde etkilemeye başlaması durumunda daha yakından değerlendirilmesi gerekebilir.
Çocuklarda kaygı neden olur, kaygı döngüsü nasıl oluşur ve ebeveynler çocuklarının kaygıyla baş etmesine nasıl destek olabilir? Bu yazıda çocukluk döneminde kaygının nasıl sürdürülebildiğini ve ebeveynlerin bu süreçte neler yapabileceğini ele alıyoruz.
Çocuklarda Kaygı Nedir?
Kaygı, çocuğun kendisini tehdit altında hissettiği durumlarda ortaya çıkabilen doğal bir duygusal tepkidir. Yeni bir ortama girmek, ebeveynden ayrılmak, hata yapmak, sınava girmek veya belirsizlikle karşılaşmak bazı çocuklarda kaygı yaratabilir.
Kaygının tamamen ortadan kaldırılması gereken bir duygu olarak görülmesi yerine, çocuğun bu duyguyla nasıl başa çıktığına odaklanmak daha işlevsel olabilir.
Çocuğun korku veya kaygı yaşaması tek başına bir problem değildir. Asıl önemli olan, kaygının çocuğun davranışlarını ne ölçüde yönlendirdiğidir.
Çocuğun:
“Korkuyorum ama bunu yapabilirim.” diyebilmesi ile
“Korkuyorum, bu yüzden bunu kesinlikle yapamam.” noktasına gelmesi arasında önemli bir fark vardır.
Kaygıyla baş etme becerisi, çocuğun zorlayıcı duygular karşısında kendisine güven geliştirmesinde önemli bir rol oynayabilir.
Kaygı Döngüsü Nasıl Oluşur?
Çocuklarda kaygı çoğu zaman bir tehdit algısıyla başlar.
Bu tehdit her zaman gerçek bir tehlike olmak zorunda değildir. Yeni bir ortama girmek, hata yapma ihtimali, ebeveynden ayrılmak veya belirsiz bir durumla karşılaşmak da çocuk tarafından tehdit olarak algılanabilir.
Bu sırada çocuk:
“Ya kötü bir şey olursa?” diye düşünebilir.
Ardından bedensel belirtiler ortaya çıkabilir. Kalp çarpıntısı, mide rahatsızlığı, huzursuzluk veya yoğun gerilim gibi fiziksel tepkiler çocuğun yaşadığı kaygıyı daha da belirgin hale getirebilir.
Çocuk bu rahatsız edici duygudan kurtulmak için durumdan kaçınabilir veya bir yetişkinin yardımına daha fazla ihtiyaç duyabilir.
İşte kaygı döngüsünün önemli noktalarından biri burada ortaya çıkar:
Kaygı → kaçınma/güvence arama → kısa süreli rahatlama → kaygı yaratan durumun daha tehdit edici algılanması → yeniden kaygı
Çocuk kaygı yaratan durumdan kaçındığında o anda rahatlayabilir. Ancak bu rahatlama, kaçınma davranışının tekrarlanmasını kolaylaştırabilir.
Benzer şekilde çocuk sürekli olarak bir yetişkinden güvence aldığında da kendi başına baş edebileceğine ilişkin deneyimleri sınırlanabilir.
Bu nedenle kaygıyla çalışırken yalnızca çocuğu rahatlatmaya değil, kaygı yaratan durumlarla baş etme deneyimini artırmaya da odaklanmak önemlidir.
Ebeveyn Tutumlarının Kaygı Üzerindeki Etkisi
Ebeveynler çocuklarının kaygı yaşadığını gördüklerinde doğal olarak onu rahatlatmak ister.
“Hiçbir şey olmayacak.” “Korkacak bir şey yok.” “Ben senin yerine yaparım.” gibi ifadeler çocuğu o anda rahatlatabilir.
Ancak çocuğun her kaygı yaşadığında durumdan uzaklaştırılması veya yetişkin tarafından sürekli güvence verilmesi, çocuğun kendi baş etme becerilerini kullanması için daha az fırsat bulmasına neden olabilir.
Buradaki amaç ebeveynin çocuğu yalnız bırakması değildir.
Tam tersine, çocuğun yanında olarak şu mesajı verebilmesidir:
“Kaygılandığını görüyorum. Bu duyguyla birlikte kalabiliriz ve bunu adım adım deneyebiliriz.”
Ebeveynin görevi kaygıyı her seferinde ortadan kaldırmak değil, çocuğun kaygı yaşarken de baş edebileceğini deneyimlemesine yardımcı olmaktır.
Kaygı Döngüsünü Kırmak İçin Neler Yapılabilir?
Kaygı döngüsünü kırmak, çocuğun bir daha hiç kaygılanmamasını sağlamak anlamına gelmez.
Amaç, çocuğun kaygı ortaya çıktığında kaçınmak yerine duyguyu fark etmeyi, tolere etmeyi ve uygun adımları atmayı öğrenmesini desteklemektir.
1. Kaygıyı Yok Etmeye Çalışmak Yerine Fark Edin
Çocuğun kaygısını hemen ortadan kaldırmaya çalışmak yerine önce duyguyu fark etmek ve adlandırmak yardımcı olabilir.
Örneğin:
“Şu an okula gitmek konusunda endişeli olduğunu fark ediyorum.” demek,
“Korkma, hiçbir şey olmayacak.” demekten daha farklı bir mesaj verir.
İlk yaklaşım çocuğun yaşadığı duygunun anlaşılmasına yardımcı olurken aynı zamanda kaygının konuşulabilir bir duygu olduğunu gösterir.
2. Kaçınmayı Değil, Baş Etmeyi Destekleyin
Kaygı yaratan durumlardan kaçınmak kısa vadede rahatlatıcı olabilir. Ancak kaçınma sürekli hale geldiğinde çocuğun korktuğu durumla baş etme fırsatları azalabilir.
Bu nedenle çocuğun kaygı yaratan durumlarla küçük, ulaşılabilir ve yaşına uygun adımlarla karşılaşması desteklenebilir.
Burada amaç çocuğu zorlamak değildir.
Örneğin sosyal ortamlarda zorlanan bir çocuğun bir anda kalabalık bir grubun içine girmesini istemek yerine, daha küçük sosyal adımlarla ilerlemek düşünülebilir.
Çocuğun yaşadığı kaygı ile baş edebildiğini deneyimlemesi, zaman içerisinde kendisine yönelik güvenini destekleyebilir.
3. Çocuğun Yerine Her Şeyi Yapmayın
Kaygılı çocukların bazı durumlarda ebeveynlerinden yardım istemesi doğaldır.
Ancak çocuk her zorlandığında görevi ebeveynin üstlenmesi, çocuğun kendi başına yapabileceği şeyleri deneyimlemesini sınırlayabilir.
Örneğin:
“Sen yapamazsın, ben yapayım.” yerine,
“İstersen ilk adımı birlikte düşünelim, sonra sen deneyebilirsin.” şeklinde yaklaşmak çocuğun bağımsız hareket etmesini destekleyebilir.
Burada önemli olan çocuğu yalnız bırakmak değil, gereken desteği vererek sorumluluğu yavaş yavaş çocuğa bırakmaktır.
4. Ebeveyn Kendi Kaygısını Fark Etmeli
Çocuğun kaygısını yönetmek kadar ebeveynin kendi kaygısını fark etmesi de önemlidir.
Çocuk zorlandığında ebeveyn de yoğun biçimde endişeleniyorsa, çocuğu kaygı yaratan durumdan uzaklaştırma veya sürekli güvence verme ihtiyacı artabilir.
Örneğin çocuk:
“Ya annem gelmezse?” dediğinde ebeveynin tekrar tekrar:
“Kesinlikle geleceğim, merak etme, kesinlikle hiçbir şey olmayacak.” demesi kısa süreli rahatlama sağlayabilir.
Ancak çocuğun belirsizliğe tahammül geliştirmesi açısından her soruya kesin güvence vermek her zaman gerekli olmayabilir.
Bunun yerine:
“Bunun seni endişelendirdiğini biliyorum. Birlikte ne yapabileceğimizi düşünebiliriz.” gibi bir yaklaşım çocuğun kaygısıyla baş etmesine alan açabilir.
Kaygı Döngüsü Zayıfladığında Ne Değişir?
Kaygı döngüsü zayıfladıkça çocuk, kaygının her zaman kaçılması gereken bir duygu olmadığını deneyimlemeye başlayabilir.
Çocuk zamanla:
- Kaygısını fark etmeyi,
- Duygusunu ifade etmeyi,
- Kaygı yaratan durumlarda küçük adımlar atmayı,
- Belirsizliğe daha fazla tolerans göstermeyi,
- Yardım gerektiğinde uygun şekilde yardım istemeyi,
- Kendi baş etme becerilerine güvenmeyi
öğrenebilir.
Buradaki temel hedef kaygıyı tamamen ortadan kaldırmak değil, çocuğun kaygı yaşarken de hayatına devam edebileceğini öğrenmesidir.
Çünkü çocuğun geliştirmesi gereken mesaj:
“Hiç korkmamalıyım.” değil,
“Korksam da bununla baş edebilirim.” olabilir.
Çocuklarda Kaygı Ne Zaman Destek Gerektirir?
Çocukların zaman zaman korkması veya endişelenmesi gelişimin doğal bir parçası olabilir.
Ancak kaygı:
- Okula gitmeyi,
- Uyku düzenini,
- Sosyal ilişkileri,
- Akademik yaşamı,
- Günlük işlevselliği
belirgin biçimde etkiliyorsa daha kapsamlı bir değerlendirme gerekebilir.
Özellikle yoğun kaçınma davranışları, sürekli güvence arama, tekrarlayan fiziksel yakınmalar, yoğun ayrılık kaygısı veya çocuğun günlük yaşamını belirgin şekilde kısıtlayan korkular söz konusu olduğunda profesyonel destek düşünülebilir.
Psikolojik değerlendirmede yalnızca çocuğun kaygı düzeyi değil, kaygıyı sürdüren düşünceler, kaçınma davranışları, aile tutumları ve çocuğun baş etme biçimleri de ele alınabilir.
Sonuç: Amaç Kaygıyı Yok Etmek Değil, Çocuğun Kaygıyla Baş Etmesini Öğretmektir
Çocuklarda kaygı her zaman ortadan kaldırılması gereken bir duygu değildir.
Yeni bir deneyim, ayrılık, sınav, sosyal ortam veya belirsizlik karşısında kaygı yaşamak insan olmanın doğal bir parçasıdır.
Önemli olan çocuğun kaygı yaşadığında hayatından geri çekilmek yerine, uygun destekle bu duyguyla baş etmeyi öğrenebilmesidir.
Ebeveynlerin görevi çocuğu her türlü korkudan korumak değil; korktuğu zaman da yanında güvenli bir yetişkin olduğunu ve zorlayıcı durumlarla baş edebileceğini hissettirmektir.
Çünkü hedef:
“Hiç kaygılanmayan çocuk.” değil,
“Kaygılandığında ne yapacağını bilen ve kendi baş etme gücüne güvenen çocuk.” yetiştirebilmektir.
Kaynakça
Creswell, C., Murray, L., Stacey, J., & Cooper, P. (2011). Parenting and childhood anxiety: Theory, empirical findings, and clinical implications. Journal of Child Psychology and Psychiatry, 52(8), 819– 830.
Kendall, P. C., & Hedtke, K. A. (2006). Cognitive-behavioral therapy for anxious children: Therapist manual (3rd ed.). Workbook Publishing.
Muris, P., & Field, A. P. (2011). The role of verbal threat information in the development of childhood fear. Behaviour Research and Therapy, 49(11), 865–873.
Rapee, R. M., Schniering, C. A., & Hudson, J. L. (2009). Anxiety disorders during childhood and adolescence: Origins and treatment. Annual Review of Clinical Psychology, 5, 311–341.
Thompson, R. A. (2014). Stress and child development. The Future of Children, 24(1), 41–59.
Bu içerik yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır ve tıbbi tavsiye yerine geçmez. Çocuğunuzla ilgili endişeleriniz için lütfen bir uzmana danışın.

